Süleyman Demirel Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (SDÜ TTO) öncülüğünde düzenlenen önemli bir etkinlik, akademik dünyanın yenilikçi potansiyelini sanayi ile bir araya getirerek, bölgenin teknolojik gelişimine ve ekonomik büyümesine ivme kazandırdı. Patent süreçleri başarıyla tamamlanmış ve prototip aşamasına ulaşmış ürünlerin sergilendiği bu platform, yüksek katma değerli çalışmaların ticarileşme yolculuğuna ışık tuttu.

Etkinlikte sergilenen ürünler, bilimsel bilginin pratiğe dönüşümünün somut örneklerini oluşturdu. Üniversite bünyesinde yürütülen araştırmaların ve geliştirme faaliyetlerinin birer çıktısı olan bu yenilikçi çözümler, özellikle sanayi ile entegrasyon potansiyelleriyle dikkat çekti. SDÜ TTO’nun bu organizasyonu, sadece üniversite kaynaklı projeleri değil, aynı zamanda Göller Bölgesi Teknokenti’nde faaliyet gösteren farklı sektörlerden firmaların geliştirdiği özgün ve ileri teknoloji ürünleri de ziyaretçilerin beğenisine sundu. Bu geniş yelpaze, bölgedeki inovasyon ekosisteminin zenginliğini gözler önüne serdi. Organizasyonun temel hedeflerinden biri, yenilikçi fikirlerin ticarileşmesini teşvik etmek ve böylece akademik bilginin toplumsal faydaya dönüşümünü hızlandırmak oldu. Üniversite ile sanayi arasındaki etkileşimin artırılmasına yönelik kritik bir adım olarak görülen bu etkinlik, aynı zamanda bölgesel kalkınma stratejileri açısından da büyük önem taşıyor. Akademisyenler, girişimciler ve sanayi temsilcilerinin ortak çabalarıyla hayat bulan bu ürünler, ziyaretçilere teknoloji, estetik tasarım ve inovasyonun mükemmel birleşimini sunarak nitelikli bir deneyim yaşattı. Her bir standda, geleceğin teknolojilerine dair ipuçları ve günlük hayatı kolaylaştıracak çözümler sergilendi.

Bu başarılı organizasyon, SDÜ TTO’nun üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirme ve bölgesel inovasyon kapasitesini artırma misyonunu bir kez daha kanıtladı. Yenilikçi ürünlerin ticarileşme süreçlerine ivme kazandıran ve farklı paydaşları aynı çatı altında buluşturan bu tür platformlar, hem akademik araştırmaların değerini ortaya koymakta hem de bölge ekonomisine sürdürülebilir bir katkı sağlamaktadır. Gelecekte de benzer etkinliklerin, Isparta ve çevresinin teknoloji ve inovasyon merkezi olma yolundaki ilerleyişine önemli destekler sunması bekleniyor.

SDÜ TTO Köprüsüyle Bilimsel Yenilikler Sanayiyle Buluştu: Bölgesel Kalkınmaya Güçlü Destek

 
Isparta’da Şehit Göksel Koç Ortaokulu’nda lavabo bölümlerinin ortak alanlarına yerleştirilen güvenlik kameraları nedeniyle idari bir kararla görevinden alındığı belirtilen okul müdürüne Memur-Sen’den tam destek geldi. Sendika, kamuoyuna yaptığı açıklamada, konuya ilişkin medyada yer alan iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve meselenin kasıtlı olarak çarpıtılarak yanlış bir algı oluşturulmaya çalışıldığını ifade etti.
Memur-Sen, son günlerde gerek yerel gerekse ulusal medya kanallarında gündeme gelen bu tartışmaya ilişkin açıklama yapma gereği duyduklarını belirtti. Sendika, bazı basın kuruluşlarının haberin gerçekliğini araştırmadan, tek taraflı bir bakış açısıyla konuyu aktardığını ve bu durumun medya gruplarına duyulan güveni zedelediğini savundu. Açıklamada, öğrenci güvenliği gibi son derece hassas bir meselenin okul idaresinin hedef hâline getirilmesi ve siyasi çekişmelere malzeme edilmesinin son derece sakıncalı olduğu vurgulandı.Sendikanın aktardığı bilgilere göre, ilgili okulda lavabo bölümlerinde geçmişte yaşanan bazı olumsuz olayların önüne geçmek amacıyla güvenlik tedbirleri değerlendirildi. Akran zorbalığı, tuvalet kapılarının kırılması veya yakılmaya çalışılması, sabunluklardaki sabunların yerlere dökülmesi neticesinde öğrencilerin yaralanması gibi uygunsuz olayların artması üzerine, Okul Aile Birliği Yönetimi ile yapılan toplantı neticesinde kamera sistemi kararı alındı. Uygulama kapsamında kullanılan kameraların, öğrencilerin mahrem alanlarını kesinlikle kapsamadığı, yalnızca olayların yaşandığı ortak alanları görecek şekilde konumlandırıldığı açıkça ifade edildi. Ayrıca, sene başından bu yana kamera sistemlerinin devreye alınmasının ardından yaşanan olumsuzluklarda belirgin bir azalma olduğunun somut biçimde gözlemlendiği de sendika tarafından dile getirildi.Memur-Sen, açıklamasında, ülke genelinde artan çocuk cinayetleri, akran zorbalığı, şiddet ve okul ortamlarında yaşanan güvenlik sorunlarının tüm eğitim camiasını derinden endişelendirdiğine dikkat çekti. Çocuklara yönelik suçlar ve çocuklar tarafından işlenen suçların sadece tek bir nedene indirgenemeyeceğini, sosyal, ekonomik, psikolojik ve hukuki birçok başlık altında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Sendika, çocuk suçlarıyla mücadelenin sadece cezaları artırmakla çözülebilecek kadar basit bir mesele olmadığını, bütüncül ve önleyici yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Bu bağlamda, okul idaresinin “olay olduktan sonra değil, olmadan önce önleme” anlayışıyla inisiyatif almasının bir zorunluluk olduğu ve bu sorumluluk bilinciyle atılan adımların siyasi hesaplar ya da farklı gündemler doğrultusunda çarpıtılmasının doğru bulunmadığı ifade edildi. Sendika, söz konusu uygulamanın gizli yürütülmediği, öğrencilere açık ve net biçimde duyurulduğu bilgisini de paylaştı.Sendika, bireysel bir şikâyetin genelleştirilerek kamuoyu oluşturulmasını ve okul idaresinin siyasi tartışmaların içine çekilmesini, ne öğrenci yararına ne de eğitime katkı sunan bir yaklaşım olarak görmediklerini belirtti. Açıklamada, “İşin en kolay kısmı bir suçlu bulup onu cezalandırıp konuyu halı altına süpürmektir” ifadelerine yer verilirken, konunun haberleştirilmesinden sonra yapılan yorumların büyük kısmının okul idaresini haklı gördüğü vurgulandı. Memur-Sen, medyada çıkan her haber üzerine eğitim çalışanlarını cezalandırarak sorumluluktan kurtulunamayacağını, amirlerin kendi sorumluluklarından kaçarak tüm sorumluluğu okul yönetimlerine yüklemesinin eğitim çalışanları üzerindeki baskı ve stresi artırdığını dile getirdi. Verilen idari kararların orantısız olduğunu düşündüklerini belirten sendika, dün olduğu gibi bugün ve yarın da haksızlığa uğrayan ve mağdur edilen eğitim çalışanlarının yanında olmaya devam edeceklerini, haklarının iade edilmesi için hukuki mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini duyurdu.Memur-Sen, sendika olarak görevini şeffaflık, sorumluluk ve öğrenci yararı temelinde yürüten okul idaresinin yanında olduklarını, eğitim kurumlarının siyasi çekişmelere alet edilmesine karşı durduklarını ve kamuoyunun yanlış, asılsız ve yönlendirici iddialara itibar etmemesi gerektiğini kamuoyuna saygıyla ilan etti. Sendika, ortak amacın çocukların güvenli, huzurlu ve sağlıklı ortamlarda eğitim alması olduğunu vurgulayarak, eğitim kurumlarının siyasi hesapların değil, çocukların geleceğinin konuşulduğu yerler olması gerektiğini belirtti. Bundan sonraki süreçte daha vahim olayların yaşanmaması adına yetkililerin çözüm üretmesi ve inisiyatif alması çağrısında bulunuldu.

Isparta Emniyet Müdürlüğü, şehrin genel asayişini ve vatandaşların huzurunu sağlamak amacıyla 31 Ocak tarihinde kapsamlı ve ani yol denetimleri gerçekleştirdi. Sabahın erken saatlerinden ertesi günün ilk ışıklarına kadar süren bu geniş çaplı uygulamalar, Isparta’nın stratejik öneme sahip ana arterleri ve kavşak noktalarını mercek altına aldı.

Edinilen bilgiye göre, 31 Ocak günü saat 10:30’da başlayan ve 1 Şubat’ın ilk saatleri olan 07:00’ye kadar kesintisiz devam eden denetimler, SDÜ Kavşağı, Sav Kavşağı, Gölcük Yolu – 1001 Evleri Kavşağı, Koçtepe-Ünikent Kavşağı ve İpek Mobilya Kavşağı gibi şehrin yoğun ve kritik geçiş noktalarında yoğunlaştı. Bu uygulamalarla hem araçlar hem de şahıslar üzerinde detaylı incelemeler yapıldı.

Isparta Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, söz konusu “şok yol uygulamaları”nın temel amacının vatandaşların huzur ve güvenliğini sağlamak olduğu belirtildi. Açıklamada, “Suç ve suçlularla etkin mücadele etmek, kamu düzeninin devamını temin etmek, aranan şahıslar ile suç unsurlarının tespitini sağlamak amacıyla araçlar ve şahıslar üzerinde şok yol uygulamaları gerçekleştirilmiştir” ifadelerine yer verildi. Emniyet birimleri, bu tür denetimlerin sadece suçluları caydırmakla kalmayıp, aynı zamanda şehirde yaşayan herkes için daha güvenli bir ortam oluşturmayı hedeflediğini vurguladı. Uygulamalar sırasında şüpheli görülen araçlar durdurularak GBT (Genel Bilgi Taraması) sorgulamaları yapıldı, araçların evrakları kontrol edildi ve içerisindeki şahıslar üzerinde kimlik kontrolleri gerçekleştirildi.

Emniyet yetkilileri, vatandaşların can ve mal güvenliğinin kendileri için en büyük öncelik olduğunu bir kez daha hatırlatarak, bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğinin altını çizdi. Açıklamanın sonunda, “Huzur ve güven ortamının devamı için denetimlerimiz devam edecektir” denilerek, benzeri kapsamlı ve ani denetimlerin periyodik olarak tekrarlanacağının sinyali verildi. Bu tür uygulamaların, Isparta’da suç oranlarının düşürülmesine ve genel asayişin sağlanmasına önemli katkılar sunması bekleniyor.

Burdur’un Ağlasun ilçesi yakınlarında dün öğle saatlerinde meydana gelen feci trafik kazası, kış eğlencesi için yola çıkan ailelerin hayatını kararttı. Kafa kafaya çarpışan iki otomobilde, aralarında çocukların da bulunduğu sekiz kişi yaşamını yitirirken, beş kişi de yaralandı. Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Akçaalan Mahallesi’nden yola çıkan Süzer ve Küçük aileleri ile diğer araçtaki Akgün ve Aydın aileleri, tarifsiz bir acının ortasında kaldı.

Edinilen bilgilere göre, Serik Akçaalan Mahallesi’nde ikamet eden Nevin Süzer, çocukları Zeynep Süzer ve Cuma Ali Süzer ile komşuları Meryem Küçük, çocukları Hasan Akdağ ve Rabia Akdağ, 07 BNE 490 plakalı otomobille Isparta Davraz Kayak Merkezi’ne gitmek üzere yola çıktı. Cuma Ali Süzer’in kullandığı araç, Antalya-Isparta karayolunun Burdur Ağlasun ilçesi mevkisinde saat 11.00 sıralarında, karşı yönden gelen 34 FF 2118 plakalı otomobille çarpıştı.

Çarpışmanın şiddetiyle adeta can pazarına dönen yolda, Cuma Ali Süzer, Nevin Süzer ve Hasan Akdağ ile diğer araçta bulunan Melek Akgün, Sedat Akgün, Kuzey Akgün ve İfakat Aydın olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ayrıca, Azra Akgün, Melike Akgün, Meryem Küçük, Zeynep Süzer ve Rabia Akdağ da yaralanarak hastanelere kaldırıldı. Yaralılardan Meryem Küçük’ün durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakımda olduğu belirtildi.

Serik Akçaalan Mahallesi’ne düşen acı haber, tüm mahalleyi yasa boğdu. Akçaalan Mahalle Muhtarı Soner Taşar, yaşadıkları derin üzüntüyü dile getirerek, “Mahallemizden üç canımızı kaybettik. İki ocağımız söndü. Annesi ve oğlu, bir de arkadaşımız vefat etti. Yoğun bakımda olan annemizden (Meryem Küçük) mutlu bir haber bekliyoruz. Bu hava şartlarında vatandaşlarımızın yolculuk esnasında daha dikkatli olmalarını tavsiye ediyorum” şeklinde konuştu.

Nevin Süzer’in yeğeni Ahmet Aysan ise, halası ve oğlunun kaybıyla yıkıldıklarını belirtti. Geçen yıl da halasının büyük oğlunu kaybettiklerini hatırlatan Aysan, “Bir yıl sonra ikinci acıyı yaşadık. Allah rahmet eylesin” sözleriyle ailelerinin üst üste yaşadığı dramı gözler önüne serdi.

Süzer ailesiyle birlikte aynı geziye gitmekten son anda vazgeçen Ali Deveci de yaşadığı şoku ve üzüntüyü paylaştı. Deveci, “Çok sevdiğimiz bir kardeşimizi ve ailemizi kaybettik. Bu geziye birlikte gidecektik ancak biz geçtiğimiz hafta içinde gidip geldiğimiz için eşimle görüştük, ‘Yeni gidip geldik tekrar gitmeyelim’ dedik. Son anda gitmekten vazgeçtik. Söyleyecek söz bulamıyorum” dedi.

Hayatını kaybeden Cuma Ali Süzer ve Nevin Süzer’in cenazelerinin Serik’te toprağa verileceği öğrenildi.

Burdur’da yaşanan bu korkunç kaza, bir kez daha trafik güvenliğinin ve dikkatli sürüşün hayati önemini gözler önüne serdi. Kış aylarında artan yol tehlikeleri karşısında sürücülerin daha tedbirli olması gerektiği acı bir şekilde öğrenildi. Sekiz kişinin hayatını kaybettiği, beş kişinin yaralandığı bu facia, geride kalan aileleri ve tüm toplumu derin bir yasa boğarken, yollardaki güvenlik önlemlerinin ve farkındalığın artırılması çağrısını da beraberinde getirdi.

Kış Eğlencesi İçin Yola Çıktılar: Davraz Yolunda Sekiz Can Alan Facia, Serik Yasta

Isparta Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 2026 yılının ilk ayında gerçekleştirdiği kapsamlı operasyonlarla suçlulara göz açtırmadı. 1-31 Ocak tarihleri arasında il genelinde yürütülen titiz çalışmalar sonucunda, haklarında çeşitli suçlardan arama kararı bulunan toplam 515 şahıs yakalanarak adalete teslim edildi. Bu şahıslardan 145’inin kesinleşmiş hapis cezaları bulunduğu ve cezaevine gönderildiği bildirildi. Emniyetin bu kararlı adımları, kent genelinde huzur ve güvenliğin sağlanmasına yönelik önemli bir başarı olarak kayıtlara geçti.

Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, yakalanan zanlılar arasında toplumda infial uyandıran ve uzun süreli hapis cezalarıyla aranan önemli isimlerin de bulunduğu belirtildi. Özellikle dikkat çeken vakalardan biri, “Bilişim Sistemleri Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık” suçundan tam 44 yıl 10 gün hapis cezasıyla aranan bir şahsın ele geçirilmesi oldu. Ayrıca, “Gece Vakti Yol Kesmek Suretiyle ya da Konut veya İşyerinde Yağma” suçundan 15 yıl 11 ay 24 gün hapis cezasıyla aranan bir diğer kişi de yakalanarak adalete teslim edildi. “Hükümlü veya Tutuklunun Kaçması, 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet, Silahla Tehdit, Dolandırıcılık ve Basit Yaralama” gibi birden fazla ağır suçtan toplam 13 yıl 2 ay 5 gün hapis cezasıyla aranan bir şahıs ile “Kasten Öldürme” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası bulunan bir zanlı da başarılı operasyonlar neticesinde yakalananlar arasında yer aldı. Bu önemli yakalamaların yanı sıra, “Bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık”, “Vergi Usul Kanununa Muhalefet” ve “Silahlı terör örgütüne üye olma” gibi farklı nitelikteki suçlardan aranan çok sayıda şüpheli de emniyet güçlerinin titiz takibi sonucunda yakalanarak adli mercilere sevk edildi.

Isparta Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, kent genelinde huzur ve güvenliğin temini için bu tür operasyonların kararlılıkla sürdürüleceğinin altını çizdi. Vatandaşların da şüpheli durumları güvenlik birimlerine bildirme konusunda gösterdiği duyarlılığın önemine vurgu yapan yetkililer, güvenlik güçleri ile halk arasındaki işbirliğinin suçla mücadelede kilit rol oynadığını belirtti. Isparta’nın suçtan arındırılmış, daha güvenli ve yaşanabilir bir şehir olma yolundaki kararlılığı, bu kapsamlı operasyonlarla bir kez daha gözler önüne serildi ve suçlulara asla geçit verilmeyeceği mesajı yinelendi.

Isparta’nın Merkez ilçesine bağlı Bozanönü köyünde yaşanan oto hırsızlığı olayı, jandarma ekiplerinin titiz çalışmaları sonucunda kısa sürede aydınlatıldı. Park halindeki bir araçtan teyp ve hoparlör çalan şüpheli, Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) ve Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş Timleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı. Çalınan elektronik eşyalar ise sahibine eksiksiz bir şekilde teslim edildi.

Olay, 3 Şubat 2026 tarihinde gece saatlerinde Bozanönü köyünde meydana geldi. Z.A. isimli vatandaşa ait park halindeki otomobilden, araç teybi ve dört adet hoparlör kimliği belirsiz kişi veya kişilerce çalındı. Mağdurun ihbarı üzerine harekete geçen Isparta İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler, olay yerinde detaylı incelemelerde bulunarak geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Özellikle JASAT ekipleri, çevredeki güvenlik kameralarını inceledi ve görgü tanıklarının ifadelerine başvurdu.

Yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde, hırsızlık olayının şüphelisinin H.H.E. olduğu tespit edildi. Elde edilen bilgiler ışığında şüphelinin saklandığı adresi belirleyen jandarma ekipleri, söz konusu adrese operasyon düzenledi. Operasyonda H.H.E. başarılı bir şekilde yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelinin saklandığı yerde yapılan aramalarda, çalınan 1 adet teyp ve 4 adet hoparlör de ele geçirildi. Ele geçirilen çalıntı eşyalar, incelenmek üzere Jandarma Komutanlığı’na getirildikten sonra, tutanakla mağdur Z.A.’ya teslim edildi. Gözaltına alınan H.H.E. hakkında adli işlem başlatılırken, olayla ilgili soruşturmanın derinleştirilerek devam ettiği bildirildi.

Isparta İl Jandarma Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, vatandaşların huzur ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların aralıksız bir şekilde sürdürüldüğü ve suçlularla mücadelenin kararlılıkla devam edeceği vurgulandı. Bu başarılı operasyon, jandarma ekiplerinin suç ve suçlularla mücadeledeki etkinliğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Isparta’nın şirin ilçesi Eğirdir’e bağlı Tepeli Mahallesi dün gece büyük bir yangın paniğine sahne oldu. Henüz belirlenemeyen bir sebeple çıkan yangın, bölgede faaliyet gösteren bir mantar serasını kısa sürede alevlere teslim etti. Yangında şans eseri herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, üretim tesisinde büyük çapta maddi hasar meydana geldi.

Olay, akşam saatlerinde Tepeli Mahallesi’nde bulunan mantar serasından yükselen duman ve alevlerin çevre sakinleri tarafından fark edilmesiyle ortaya çıktı. Görgü tanıklarının panik içinde 112 Acil Çağrı Merkezi’ni araması üzerine, bölgeye hızla sağlık, jandarma ve çok sayıda itfaiye aracı sevk edildi. Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, seranın büyük bir bölümünü saran alevlerle amansız bir mücadeleye girişti. Yoğun duman altında ve zorlu koşullarda sürdürülen söndürme çalışmaları neticesinde, yangın daha fazla büyümeden kontrol altına alınarak tamamen söndürüldü. Yangın sırasında serada kimsenin bulunmaması sayesinde olası bir can kaybı ya da yaralanmanın önüne geçilirken, üretim tesisinin önemli bir kısmının kullanılamaz hale geldiği ve büyük maddi zarar meydana geldiği bildirildi. Bölgede güvenlik önlemleri alınırken, jandarma ekipleri de olay yerinde incelemelerde bulundu.

Yangının kesin çıkış sebebi henüz belirlenemezken, olayla ilgili detaylı bir soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Elektrik kontağı, ihmal veya başka bir dış etken ihtimalleri üzerinde durulurken, uzman ekiplerin olay yerinde yapacağı incelemeler sonucunda yangının nedeni netlik kazanacak. Yaşanan bu elim olay, bölgedeki sera sahiplerini endişelendirirken, mantar serasının yeniden faaliyete geçirilmesi için uzun bir süreç ve ciddi bir maliyet gerekeceği tahmin ediliyor.

Isparta Kaymakkapı Meydanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) desteğiyle bir araya gelen emeklilerin “Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz” sloganlarıyla yankılandı. En düşük emekli maaşının insanca yaşam koşullarına yükseltilmesi talebiyle düzenlenen eylem, boş tencereler ve güçlü seslerle geçim sıkıntısının boyutlarını gözler önüne serdi. Meydan, emeklilerin haklı isyanına tanıklık ederken, CHP’li yöneticilerin açıklamaları iktidara yönelik sert eleştirilerle geniş bir yelpazeye yayıldı.

Etkinlikte söz alan CHP Isparta İl Başkanı Hasan Karaca ve CHP Isparta Milletvekili Yalım Halıcı, emeklilerin yaşadığı derin geçim sıkıntısına dikkat çekti. İl Başkanı Karaca, Kaymakkapı Meydanı’nın dolup taştığını belirterek, “Emeklilerimiz ve yurttaşlarımızla birlikte haklı taleplerimizi haykırdık. Cumhuriyet Halk Partisi olarak; sadaka değil insanca yaşam, lütuf değil hak isteyen emeklilerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha gösterdik. Basın açıklaması diye çıktık, halkın sesi mitinge dönüştü” ifadelerini kullandı. Karaca, geçim derdiyle yalnız bırakılan emeklilere reva görülen mevcut düzeni kabul etmediklerini ve bu düzenin değişerek emeklilerin haklarını alacağını vurguladı. Eylemin ardından alanda bulunan emeklilere çorba ikramı yapıldı.

CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı ise konuşmasında emeklilerin taleplerinin ötesine geçerek, yerel ve ulusal siyaset gündemine dair çarpıcı eleştirilerde bulundu. AK Parti Isparta İl Başkanı Furkan Cem Er’in kendisine yönelik açıklamalarına sert tepki gösteren Halıcı, siyasetini hiçbir zaman yalan üzerine kurmadığını, elinde bilgi ve belge olmadan konuşmadığını ifade etti. Halıcı, Isparta’da bir kola fabrikasına tahsis verilmesi üzerinden “iki yüzlü siyaset” eleştirisini dile getirerek, dün “Yahudi sermayesi, Siyonistler” denilen firmaların bugün nasıl makul bulunduğunu sorguladı. Yatırıma karşı olmadıklarını, iki yüzlü siyasete karşı olduklarını belirtti.

Milletvekili Halıcı, Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’i de hedef alarak, şehirdeki su sorununa dikkat çekti. “Isparta’da çeşmelerden kirli su akıyor. Demek ki biz yalan söylemiyoruz, halkın söylediğini dile getiriyoruz” diyen Halıcı, haftalarca Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin konuşulduğunu ancak yaklaşık bir yıldır Isparta’da suların çamurlu aktığını hatırlattı. Başdeğirmen’e “Laf yetiştirmeyi bırakın, bu sorunlara çözüm üretin” çağrısında bulundu.

AK Parti Isparta Milletvekili Osman Zabun’un sosyal medya paylaşımlarına da değinen Halıcı, yapılan yolların ve tünellerin kimsenin cebinden değil, milletin vergileriyle yapıldığını vurguladı. Zabun’a Isparta milletvekili olduğunu hatırlatan Halıcı, yirmi küsur yıldır yollarla oy alındığını ancak Isparta’nın yollarının nerede olduğunu sordu. Vatandaştan teşekkür beklemeden, bir an önce bu yolların yapılmasını istedi. Konuşmasının sonunda muhalefete yönelik eleştirilere de yanıt veren Halıcı, alınlarının açık, başlarının dik olduğunu belirterek, iddianame yokken belediye başkanlarının tutuklandığını ve Allah’ın bu milleti adaletsizlikten korumasını diledi. Halıcı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 31 Mart seçimlerinin birinci partisi olduğunu da sözlerine ekledi.

Isparta Kaymakkapı Meydanı’nda yankılanan emekli feryatları ve CHP’nin bu feryatları siyasetin geniş bir alanına taşıyan muhalefet mesajları, ülkenin ekonomik ve sosyal gündeminin yanı sıra yerel yönetimlerin ve iktidarın icraatlarının sorgulandığı bir platforma dönüştü. Emeklilerin insanca yaşam talebi, siyasi arenadaki tartışmaların merkezine otururken, gözler bu taleplerin nasıl karşılanacağına çevrildi.

Isparta'da Emeklilerden "Hakkımızı İstiyoruz" Çığlığı: CHP'den Geniş Kapsamlı Muhalefet Mesajları

Isparta’nın uzun süredir çözüm bekleyen ulaşım sorunlarından Dereboğazı Yolu projesi, yapılan son basın açıklamasıyla bir kez daha gündeme taşındı. Kurucu, yolun yapımına ilişkin geçmişten bugüne verilen ancak gerçekleştirilmeyen vaatleri hatırlatarak, projenin geldiği noktanın bir hayal kırıklığı olduğunu belirtti. Vatandaşların can güvenliğini tehdit eden mevcut yolun iyileştirilmesi konusunda somut adımlar atılmaması, kamuoyunda tepkilere neden oluyor.

Kurucu, yaptığı açıklamada Dereboğazı Yolu’nun geçmişini gözler önüne serdi. Yolun 2014 yılında da gündemde olduğunu ve dönemin AK Parti İl Başkanı Osman Zabun tarafından “süreç sağlıklı ilerliyor” şeklinde açıklama yapıldığını anımsatan Elif Uzel Kurucu, aradan geçen on iki yıla rağmen projenin hala “görüşme aşamasında” kalmasına sert tepki gösterdi. “2014 yılında ‘süreç sağlıklı ilerliyor’ denilen yol, aradan geçen 12 yıla rağmen 2026’da hâlâ ‘görüşme aşamasında’. Bu süreç nereye gidiyor?” ifadeleriyle yetkililere hesap sordu.

Her seçim döneminde yeniden gündeme getirilen yolun, seçim vaatlerinin ötesine geçemediğini vurgulayan Kurucu, durumun ciddiyetini şu sözlerle aktardı: “Her seçimde fotoğraflar var, her yıl açıklamalar var ama vatandaşın kullandığı güvenli, hızlı ve tam duble bir yol hâlâ yok. Isparta’nın ihtiyacı ‘takip ediyoruz’ cümleleri değildir. Isparta’nın ihtiyacı; ihalesi yapılmış, yapımı başlamış ve bitiş tarihi net olan bir projedir.” Bu durum, projenin siyasi malzeme olarak kullanıldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

Dereboğazı Yolu’nun artık sadece bir ulaşım meselesi olmaktan çıkıp bir güvenlik meselesi haline geldiğinin altını çizen Kurucu, yakın zamanda yaşanan bir trafik kazasına da değindi. “Antalya’ya inen her Ispartalı dar yollarda risk alıyor. Daha dün gece yine ölümle sonuçlanan bir trafik kazası yaşanmışken, verilen sözlerin yıllarca ‘çalışıyoruz’ şeklinde kalmasını kabul etmiyoruz” diyerek, can kayıplarının sorumluluğuna dikkat çekti. Bu açıklamalar, yolun mevcut durumunun ne denli tehlikeli olduğunu ve acil müdahale gerektirdiğini gözler önüne seriyor.

Kurucu, projenin ilerlemesi için somut adımlar atılması gerektiğini belirterek, “Dereboğazı yolu basın açıklamalarıyla değil; asfaltla, mühendislikle ve takvimle yapılır. Takip etmek yetmez, fotoğraf vermek yetmez, toplantı yapmak yetmez. Artık Isparta’ya net tarih, net bütçe, net kilometre ve net bitiş planı açıklanmalıdır” çağrısında bulundu. Bu talepler, projenin şeffaf ve kesin bir takvimle yürütülmesi gerektiği beklentisini ortaya koyuyor.

Açıklamasının sonunda AK Parti Isparta Milletvekili Osman Zabun’a özel bir çağrıda bulunan Kurucu, “2014’te verdiğiniz sözlerle 2026’da kurduğunuz cümleler arasındaki farkı Isparta halkına izah edin. ‘Çalışıyoruz’ değil, ‘bitiriyoruz’ deyin. Çünkü Isparta ertelemeyi değil, hizmeti hak ediyor” diyerek, geçmişteki vaatlerin neden gerçekleşmediği konusunda açıklama beklediğini ifade etti. Isparta halkı, Dereboğazı Yolu’nun bir an önce tamamlanarak güvenli ve modern bir ulaşım ağına kavuşmayı bekliyor.

Türkiye’nin tarım sektörü, birbiri ardına gelen zorluklarla boğuşurken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı, çiftçilerin içinde bulunduğu ağır durumu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. 2025 yılını zirai don, kuraklık, yetersiz sulama altyapısı ve fahiş girdi maliyetleriyle geçiren çiftçiler için 2026 yılının başlangıcı, yeni bir krizin kapısını araladı: Sübvansiyonlu tarım kredilerine erişimde getirilen “vergi ve SGK borcu yoktur” şartı, on binlerce üreticiyi finansman çıkmazına soktu. Bu durum, ülkenin gıda arz güvenliğini de ciddi şekilde tehdit ediyor.

1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni uygulama, vergi ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcu bulunan çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla sağlanan sübvansiyonlu kredilere erişimini fiilen durdurdu. Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı, bu şartın özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçileri üretimden tamamen kopma noktasına getirdiğini vurguladı. Halihazırda yüksek enflasyon, artan maliyetler ve iklim koşullarıyla mücadele eden üreticiler, bu kararla birlikte ayakta kalma mücadelesinde daha da yalnızlaştı.

Çiftçilerin yaşadığı mali sıkıntıların bir diğer göstergesi ise sosyal güvenceden dışlanma. Ziraat Odaları verilerine göre, 2021-2022 yılları arasında 172 bin 747 çiftçi, Tarım Bağ-Kur prim borçlarını ödeyemediği için sistem dışına itildi. 2025’te 9.036 TL olan Tarım Bağ-Kur primlerinin 2026 itibarıyla 11.725 TL’ye yükseltilmesi, çiftçilerin sosyal güvenlik şemsiyesine erişimini neredeyse imkansız hale getirerek, sektördeki güvencesizliği derinleştirdi.

Tarım sektöründeki krizin boyutları, icra yoluyla satışa çıkarılan varlıkların sayısıyla da gözler önüne seriliyor. 15 Ocak 2026 itibarıyla 588 tarla, bağ, bahçe ve zeytinlik ile 41 traktör ve 28 ev, ahır, samanlığın icradan satılığa çıkarılması, çiftçilerin borç batağının acı bir tablosunu çiziyor. 2025 yılı sonunda çiftçi borçları 1 trilyon 200 milyar lirayı aşarken, takibe düşen borçların bir yılda dört kat artarak 12 milyar liraya yükselmesi, finansal kırılganlığın ne denli ciddi boyutlara ulaştığını gösteriyor.

Bu derinleşen krizin somut sonuçları tarımsal üretim rakamlarına da yansıdı. 2025 yılında yulaf üretiminde yüzde 26, arpada yüzde 25, çavdarda yüzde 20, buğdayda yüzde 14 düşüş kaydedildi. Şeftali ve nektarinde yüzde 45’lik bir gerileme yaşanırken, kiraz ihracatı ise yüzde 85 oranında azaldı. Üretimdeki bu sert düşüşler, 2026 ve sonraki yıllarda gıda fiyatlarında ciddi artış riskini beraberinde getirerek, ülke genelinde gıda arz güvenliği konusunda endişeleri artırıyor.

Milletvekili Halıcı, çiftçiye yönelik devlet desteğinin de kanuni yükümlülüklerin çok altında kaldığını belirtti. 2026 yılı bütçesinde tarımsal destekler için ayrılan 168 milyar TL’nin, Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan “milli gelirin en az yüzde 1’i oranında destek” hükmüne açıkça aykırı olduğunu ifade eden Halıcı, bu tutarın bugün yaklaşık 772 milyar TL olması gerektiğini vurguladı.

Yalım Halıcı, verdiği önergede, sübvansiyonlu tarım kredilerinde getirilen “vergi ve SGK borcu yoktur” şartının hukuki dayanağını, bu düzenlemenin hangi mevzuat değişikliğiyle hayata geçirildiğini ve mağduriyetin giderilmesi için ne zaman adım atılacağını sordu. Ayrıca, borcu nedeniyle kredi kullanamayan çiftçi sayısı, bu durumun tarımsal üretim ve gıda arz güvenliği üzerindeki etkilerine ilişkin bir etki analizi olup olmadığı, Tarım Bağ-Kur prim artışlarının gerekçesi ve bu artışların ertelenmesi veya düşürülmesine yönelik bir çalışma bulunup bulunmadığı da Halıcı’nın soruları arasında yer aldı. İcra yoluyla satışa çıkarılan tarım arazileri ve ekipmanlarına karşı yeni bir borç yapılandırması veya icra ertelemesi planlanıp planlanmadığı, 2025 yılındaki doğal afetler ve girdi maliyetleri nedeniyle zarar gören çiftçilere yönelik özel bir destek programı başlatılıp başlatılmayacağı ve tarımsal destek bütçesinin kanuna uygun hale getirilmesi için ek bütçe veya destek planı olup olmadığı da Halıcı’nın Bakanlığa yönelttiği kritik sorular arasında yer aldı.

Türkiye’nin tarım sektörü, borç sarmalı, yetersiz destekler ve üretimdeki düşüşlerle zorlu bir dönemden geçiyor. Çiftçilerin üretimden kopması, sadece onların değil, tüm ülkenin gıda güvenliği ve ekonomisi için ciddi tehditler barındırıyor. Hükümetin, bu acil duruma karşı kapsamlı ve etkin çözümler üretmesi, sektörün geleceği açısından hayati önem taşıyor. Aksi takdirde, tarlalar boş kalacak, raflardaki ürün çeşitliliği azalacak ve gıda fiyatlarındaki artış tüm vatandaşların hayatını olumsuz etkileyecektir.