
Gıda israfı, günümüz dünyasının en acil ve çok boyutlu sorunlarından biri olarak hem çevresel dengeleri alt üst ediyor hem de küresel ekonomik yapıyı derinden sarsıyor. Uzmanlar, bu yıkıcı döngünün önlenmesi için sıfır atık yaklaşımının bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldiğini vurguluyor. Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Bilge Ertekin Filiz, yaptığı değerlendirmelerde, gıda israfının sadece bir kaynak kaybı olmadığını, aynı zamanda etik ve güvenlik boyutları olan karmaşık bir kriz olduğunu belirtti.
Doç. Dr. Filiz, küresel ölçekte üretilen gıdaların yaklaşık üçte birinin sofralara ulaşmadan çöpe gittiğine dikkat çekerek, bu durumun vahametini gözler önüne serdi. Türkiye özelinde ise tablo daha da düşündürücü; kişi başına düşen yıllık gıda israfı miktarının yaklaşık 100 kilogram olduğu ve bu israfın yüzde 61’lik büyük bir kısmının doğrudan hanelerde gerçekleştiği ifade edildi. Bu veriler, gıda israfının temelinde üretim süreçlerinden ziyade, doğrudan tüketim alışkanlıklarımızın yattığını açıkça ortaya koyuyor.
Gıda israfının maliyeti sadece ekonomik kayıplarla sınırlı kalmıyor; her bir çöpe atılan gıda ürünü, üretimi için harcanan su, enerji ve emek gibi sınırlı doğal kaynakların da boşa gitmesi anlamına geliyor. Doç. Dr. Filiz, dünya genelindeki temiz su kaynaklarının yaklaşık dörtte birinin, ne yazık ki hiç tüketilmeden atılan gıdaların üretimi için kullanıldığını vurguladı. Bu süreçte ortaya çıkan sera gazı emisyonları ise iklim değişikliğinin derinleşmesine doğrudan katkıda bulunarak gezegenimizin geleceğini tehdit ediyor.
Sıfır atık prensibinin artık ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu belirten Doç. Dr. Filiz, gıdaların çöpe gitmesinin, üretimden dağıtıma, depolamadan tüketime kadar tüm aşamalarda oluşan çevresel etki zincirinin anlamsızlaşması demek olduğunu ifade etti. Özellikle, ihtiyaçtan fazla alışveriş yapma, son kullanma tarihlerini yanlış yorumlama ve gıdaları uygun koşullarda saklayamama gibi faktörlerin, evsel gıda israfının başlıca nedenleri arasında yer aldığının altı çizildi.
Ancak çözüm yolları da mevcut. Doç. Dr. Filiz, gıda atıklarının doğru yöntemlerle değerlendirilerek kayıp olmaktan çıkarılabileceğine işaret etti. Son yıllardaki bilimsel çalışmalar, özellikle fermentasyon teknolojileri sayesinde sebze ve meyve atıklarından besin değeri yüksek ve fonksiyonel yeni ürünler elde edilebildiğini gösteriyor. Ayrıca, atıkların içerdiği değerli bileşenler mühendislik uygulamalarıyla geri kazanılabiliyor, değerlendirilemeyen kısımlar ise kompost gibi çevre dostu yöntemlerle doğaya geri kazandırılabiliyor.
Gıda israfı aynı zamanda vicdani bir sınav olarak karşımıza çıkıyor. Dünya genelinde her dokuz kişiden birinin açlıkla mücadele ettiği bir dönemde gıdaların çöpe gitmesi, sadece çevresel değil, etik bir sorun olarak da öne çıkıyor. 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyara ulaşması beklenirken, gıda üretimi kadar israfın önlenmesi de kritik bir güvenlik meselesi haline geliyor.
Doç. Dr. Bilge Ertekin Filiz, gıda israfıyla mücadelede bireysel farkındalığın ve proaktif adımların hayati önem taşıdığını belirtti. “Geç kalınmış değiliz ancak hızlı ve bilinçli adımlar atmak zorundayız” diyen Filiz, ihtiyaç kadar alışveriş yapmanın, gıdaları doğru bir şekilde muhafaza etmenin ve artan ürünleri yaratıcı yollarla değerlendirmenin, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için atılacak en temel adımlar olduğunu vurguladı. Her bir bireyin alacağı sorumluluk, küresel gıda krizinin çözümünde büyük bir fark yaratma potansiyeli taşıyor.









